Arama

OP. DR. YASEMİN YILDIZ

yasemin yildiz

FACEBOOK

KİTAPLAR

ebeveyn mirasi

vajinismus mudurlu bedenler

VİDEOLAR

vajinismus tv programi showtv

vajinismus tv programi kanal a

vajinismus tv programi ender sarac

vajinismus

vajinismus tv programi gulben

vajinismus tv programi gulben 2

ZİYARETÇİLER

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün227
mod_vvisit_counterDün1282
mod_vvisit_counterBu Hafta2960
mod_vvisit_counterBu Ay14757
mod_vvisit_counterTüm2737965

Bugün: 24 Ağu 2017

SİTEDE KİMLER VAR

Şu anda 84 ziyaretçi çevrimiçi

Kadın Beyninin Gelişimi

Kadın Beyninin Gelişimi

Beyin, görme, işitme, koklama ve tatma biçimimizi şekillendirir. Sinirler duyu organlarımızdan doğrudan beynimize giderler ve bütün yorumlama işini beyin yapar. Kafaya inen ve doğru yeri tutturan bir darbe koku alamayacağınız ya da tat alamayacağınız anlamına gelebilir. Ama beyin bundan fazlasını yapar. Dünyayı nasıl kavramlara dönüştürdüğümüzü belirler –birinin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu düşündüğümüzü, bugün havadan hoşlanıp hoşlanmadığımızı ya da bugünün işlerini halledip etmeyeceğimizi belirler. Bunu bilmek için nörolojik bilimlerle ilgili eğitim almış olmanız gerekmiyor. Kendinizi biraz kötü hissettiğiniz bir zamanda bir parça çikolata veya bir kadeh şarap ruh halinizin değişmesini sağlayabilir. Gri, bulutlu bir gün parlak bir güne dönüşebilir ya da sevilen birisiyle yapılan rahatsız edici bir tartışma ortadan kalkabilir çünkü bu maddeler içindeki kimyasallar beyni etkilerler. Gerçekliğiniz bir anda değişebilir.

Kadınların ve erkeklerin beyinleri doğaları gereği farklıdır. Bunu düşünün. Bir beyindeki iletişim merkezi diğerinkinden büyükse ne olur? Duygusal hafıza merkezi diğerinkinden büyükse ne olur? Bir beyin insanların surat ifadelerindeki ipuçlarını diğerinden daha iyi okuma yeteneği geliştirebiliyorsa ne olur? Bu durumda siz, -gerçekliği tarafından iletişim, bağlantı kurma, duygusal hassaslık ve sorumluluğun temel değerler olduğunu söyleyen biri olursunuz. Bu kişi bu değerleri diğerlerinden daha ön planda tutacaktır ve bu değerlerin önemini anlamayan bir beyne sahip olan insanlardan uzaklaşacaktır. Özünde kadın beynine sahip biri olacaktır..

Sekiz haftalık olana kadar bütün fetüs beyinleri, kadın beyni gibi görünür –dişi, doğanın başlangıç halidir. Eğer bir kadın ve erkek beynini gelişirken izler ve zaman içindeki değişimlerini fotoğraflarsanız diyagramlarının genler ve seks hormonları tarafından oluşturulan mavi çizgilerle belirlendiğini görürsünüz. Sekizinci haftada başlayan devasa bir testosteron seli, iletişim merkezindeki hücrelerin bir kısmını öldürerek bu uniseks beyni erkek beynine döndürür. Aynı süreçte saldırganlık ve cinsellik hücrelerinde de artış görülür.

Eğer bu testosteron seli gerçekleşmezse kadın beyni değişmeden büyümesini sürdürür. Fetüs halindeki dişi beynin hücreleri duygusal gelişimi de belirleyen iletişim ve bağlantı merkezlerinde yoğunlaşır. Fetüsün bu gelişimi bizi nasıl etkiler? Öncelikle geniş iletişim merkezi nedeniyle kız çocuk büyüdükçe erkek kardeşinden daha konuşkan olacaktır. Erkekler günde ortalama 7000 kelime kullanırlar. Kadınlar ise 20 bin. Bir diğer etkisi ise doğal biyolojik kaderimizi belirlemesidir, örneğin dünyaya bakmak için kullandığımız gözlerimizi renklendirir.

Kadın beyninin geliştirdiği ilk becerilerden biri yüzleri okumaktır. Erkek çocuklar değil, kız çocuklar karşılıklı bakışmaya açıktılar. Kızlar beyinlerindeki iletişim, gözlemleme ve duyguları işleme merkezini küçülten testosteron akımını yaşamıyorlardı, bu nedenle de bu alanlardaki yeteneklerini geliştirme potansiyelleri erkek çocuklardan fazlaydı. Hayatın ilk üç ayında kız bebeğin göz temasi kurma ve bakışma yeteneği %400 oranında artıyor, oysa bir erkek bebeğin yüz ifadelerindeki gelişimde bu süreç içinde hiçbir ilerleme oluşmadığı tespit edilmiştir.

Kız bebekler duygusal ifadelere ilgili doğarlar. Bir bakıştan, dokunuştan, çevrelerindeki iletişime geçtikleri insanların tepkilerinden anlam çıkartabilirler. Bu ipuçlarından yola çıkarak değerli, sevilebilir ya da can sıkıcı olduklarına karar verirler. Ama yüzdeki ifadeleri oluşturan işaretleri ortadan kaldırdığınızda kadın beyninin gerçeği belirlemedeki temel taşlarını da ortadan kaldırmış olursunuz. Mimle kendini anlatmaya çalışan bir kız çocuğunu izleyin. Bir ifadeyi sağlamak için elinden gelen her hareketi yapacaktır. Küçük kızlar ifadesiz yüzleri yok sayamazlar. Kendilerine yönelik ifadesiz bir yüzü yanlış bir şey yaptıkları yönünde bir işaret olarak yorumlarlar. Frizbiyi kovalayan köpek gibi, küçük kızlar da bir karşılık alana kadar yüzlerin peşinde koşacaklardır. Kızlar, eğer doğru hareket ederlerse bekledikleri karşılığı alabileceklerini düşünürler. Bu yetişkin bir kadını narsist ya da duygusal anlamda uygun olmayan bir erkeğin peşinden koşmaya sürükleyen itkiyle aynı itkidir.-“Eğer doğru hareket edersem, doğru sözleri söylersem beni sevecek.”Depresyondaki bir annenin ifadesiz yüzünün –ya da gereğinden fazla botoks yaptırmış bir annenin yüzünün- küçük kız üzerindeki olumsuz etkisini tahmin edebilirsiniz. Yüz ifadelerinin eksikliği kız çocukları için kafa karıştırıcıdır ve hatta beklediği tepkiyi alamadığı, hak ettiği ilgiyi göremediğini düşündüğü için annesinin onu aslında sevmediğini düşünmeye kadar götürebilir. Enerjisini sonunda kendisine daha fazla tepki veren yüzlere yönlendirecektir.

Kız ya da erkek çocuk yetiştirmiş ya da yetiştirmelerini izlemiş herkes farklı biçimde geliştiklerini gözlemleyebilir. Kız çocukları özellikle duygusal anlamda bağlanmaya erkek çocuklarından daha yatkındır. Ama psikoanalitik teoriler cinsiyet ayrımının getirdiği bu niteliği yanlış yorumlayarak, kız çocuklarının bakışmalara ve tepkilere olan hecesini daha muhtaç olmak olarak değerlendirir, “sürekli ihtiyaç içinde olma” haline bağlar ve onların annelerine karşı daha zayıf, anneden gelecek ilgiye arsız oldukları sonucuna varırlar. Bakışma isteği, zayıf ya da muhtaç olunduğu anlamına gelmez, doğuştan gelen gözlemleme yeteneğinin işaretidir. Bu yetenek doğumda erkeklerinkinden daha olgun olan beynin işaretidir. Bu yetenek doğumda erkeklerinkinden daha olgun olan beynin işaretidir ve kız çocuğunun beyninin bir ya da iki yıl farkla, daha hızlı geliştiğini gösterir.

Kızların yüz ifadelerini okumak ve ses tonlarını yorumlamak konusunda iyi gelişmiş olan beyin devreleri onları başkalarının sosyal anlamda onayını alıp almadıklarını anlamaya iter. Karşılarındaki bireyin kendilerine ve hareketlerine karşı ne hissettiğini çözebilirler. Teksas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre on iki aylık ve erkek çocuklar ilgilerinde ve gözlemleme yeteneklerinde farklılıklar gösteriyorlar. Bir örnekte, kız çocuk ve annesi bir odaya alınıyor, birlikte oturtuluyor ve bir objeye dokunmaları konusunda talimat veriliyor. Anne kenara çekiliyor. Her hareket, her bakışma her söz kameraya alınıyor. Anneleri onlara detaylı olarak açıklamasa bile kız çocuklardan çok azı objeye dokunuyorlar. Kızlar annelerinin yüzüne erkek çocuklardan on-yirmi kere daha fazla bakıyor, onaylama ya da onaylamama belirtisi olan işaretleri arıyorlar. Erkek çocuklarsa tam aksine, odanın içinde dolaşıp ender olarak annelerin bakıyorlar. Sık sık yasak objeye dokunuyorlar ve bunu annelerin “hayır!” diye bağırsa bile yapıyorlar. Bir yaşındaki erkek çocuklar, testosteron etkisindeki erkek beyinleri tarafından yönlendirilerek yasak olup olmaması onları ilgilendirmiyor.

Kız çocukları beyinler testosteron akımına uğramamış, duygusal ve iletişim merkezleri bozulmamış halde kalmış olduğundan yüz ifadelerini okumakta ve sesleri yorumlamakta erkek çocuklara göre daha gelişmiş oluyor. Aynı yarasaların kedi ve köpeklerin duyamadıkları sesleri duyması gibi kızlar da insan seslerinin frekansları ve tonları konusunda erkek çocukların duyamadıkları ayrımları fark edebiliyorlar. Çocukken bile kızlarda annelerinin ses tonlarındaki ufak değişimleri duyma ihtiyacı var, bu sayede annelerinin lük kağıtları sakladığı çekmeceleri açıp içlerini karıştırmamaları gerektiğini biliyorlar. Ama erkek çocuğunu yılbaşında  verilecek hediyelerin paketlerini açmaktan ve kağıtları yırtmaktan alıkoymanın yegane yolu onu paketlerden fiziksel olarak uzak tutmak. Bu, çocuğun annesini görmezden gelmesinden değil, fiziksel olarak annenin ses tonundaki uyarıyı duyamamasından kaynaklanıyor.
Kız çocuğu aynı zamanda karşısındaki kişinin yüz ifadesinden kendisini dinleyin dinlemediğini anlama yeteneğine sahip.   Kız çocuğunun çevresindekiler ve ailesi tarafından dinlenip dinlenmediği, karşısındakiler tarafından dinlenip dinlenmediği, karşısındakiler tarafından ciddiye alınıp alınmadığı ileriki yaşlarda öz güvenini biçimlendirecek önemli etmenlerden biridir. Henüz dil yetenekleri gelişmemiş olsa bile gösterdiğinden daha fazlasını anlar ve daha siz fark etmeden dikkatinizin dağıldığını keşfedebilir. Karşısındaki yetişkinin kendisini anlayıp anlamadığını bilebilir. Eğer yetişkin aynı dalga boyuna geçmeyi başarabilirse, bu kız çocuğunda önemli olduğu hatta  başarılı “biri” olduğu sonucunun gelişmesine yol açar. Eğer bağlantı kuramazsa başarısız “biri” olduğunu düşünecektir..

İletişim ve duygusal yeteneklerin erken gelişmesi kız bebeğin davranışlarında hemen hissedilir.  Kız bebek için annesiyle bağlantıya geçmek, hissettiklerini algılamak daha kolaydır ve yatıştırıcı davranışlara çok daha erken tepki verir, ağlamayı ve bağırmayı bırakır. Bu gözlemler Harvard Tıp Fakültesi’nde yapılan bir çalışmada elde edilmiştir. Kız bebekler annelerini anlamak konusunda erkek bebeklerden daha iyidirler.

Başka bir çalışma yeni doğan dişilerin 24 saatlik olduktan sonra diğer bebeklerin stresten kaynaklanan ağlamalarına –ve yüz ifadelerine daha fazla tepki verdiklerini gösterdi. Kızlar daha bir yıllık gibi erken bir zamanda başkalarındaki gerilim belirtilerine tepki vermeye başlarlar, özellikle mutsuz ya da acı çeken insanlara tepki verirler.  Bütün bebekler,’ bebek ergenliği’ olarak adlandırılan hormonsal dönemden geçerler. Bu dönem erkek çocuklarda sadece dokuz ay sürer ama kızlar için 24 ay uzunluğundadır. Bu dönemde yumurtalıklar çok yüksek miktarlarda östrojen üretmeye başlarlar – neredeyse yetişkin bir kadınınki kadar- ve bu östrojen akımının yumurtalıkların gelişmesi için önemli olduğunu düşündükleri gibi, aynı zamanda östrojen beynin, üreme yetisini oluşturmasını sağlar. Ama bu yüksek miktardaki östrojen aynı zamanda beynin de daha hızlı gelişmesine yol açar. Beyin büyür ve nöron üretmeye başlar, kız bebeğin gözlemleme, hissetme, iletişim merkezi daha da gelişir. Östrojen, kız çocuğun beyin devrelerinde o döneme kadar geliştirdiği yeteneklerde uzmanlaşmasını, sosyal nüansları fark etmesini ve cinsel kimliğini, doğurganlığını geliştirmesini sağlar. İşte kız bebekler, daha bebek beziyle dolaşmayı bırakmışken bile bu nedenle bu kadar duygusal olarak uyumlu ve gelişmiştirler.

Gözlemleme ve duygusal ipuçlarını yakalama yeteneği sayesinde, kız çocuğu aslında annesinin sinir sistemini kendine kopyalar. Kız çocuklarının hayatlarının ilk iki yılında şahit oldukları, sindirdikleri “ sinir sistemi çevreleri” onların gerçeği nasıl yorumladıklarını, gördüklerini hayatlarının sonuna kadar etkiler. Memelilerde yapılan çalışmalar göstermektedir ki sakin bir çevre içerisinde mi yoksa gergin bir ortamda mı büyündüğü jenerasyonlar boyunca aileyi etkileyebilir. Michael Meaney’nin grubunun yaptığı araştırmalar dişilerin kişiliklerinin ve davranışlarının annelerinin ne kadar sevecen ve sakin olduğuyla doğru orantılı olarak değiştiğini göstermiştir. Bu ilişkinin doğruluğu primatlar kadar insanlar üzerinde yapılan deneylerde de ispatlanmıştır. Gergin anneler genelde daha az sevecen olurlar ve onların gergin sinir sistemlerini hisseden kız çocuklarının gerçeği algılamaları da değişir . . Görünüşe göre oğlan çocukları annelerinin sinir sistemiyle bu kadar etkileşim içine girmiyorlar.

Nörolojik etkileşim hamilelik sırasında başlar. Hamilelik sırasında yaşanan gerilim, duygusal ve stres hormonu reaksiyonlarına yol açar. Bu etki, denek olarak kullanılan keçi yavrularında gözlemlenmiştir.

Stres altındaki kız bebekler çok daha kolay ağlama eğiliminde olurlar, genelde sakin değildirler ve doğumdan hemen sonra aynı koşullardan gelen erkek bebeklerden daha gergin oldukları görülür. Hamilelik döneminde strese tabi olan kız bebekler olmayanlara göre çok daha fazla duygusal gerilim belirtisi gösterirler. Yani dünyaya gelmeyi planlayan bir kız çocuğuysanız, gergin olmayan, sakin bir ev hayatı, sevdiği bir partneri ve kendisini destekleyecek bir ailesi olan bir anne seçmeye özen gösterin. Ve eğer hamile bir anneyseniz, rahatlamaya çalışın ki kızınız da büyüyünce rahatlamayı başarabilen biri olsun.

Peki neden kız çocukları yüzleri okumak, ses tonlarındaki duygulardan kaynaklanan değişimler fark etmek ve başkalarındaki sözlere ifade edilmeyen ipuçlarını yakalamak konusunda bu kadar yetenekli bir makine olarak dünyaya geliyor? Düşünün. Böyle bir makine ancak iletişim kurmak için yaratılmıştır. Kız beyninin temel işlevi budur ve kadınları doğumlarından itibaren bunu gerçekleştirmeye yönlendirir. Bu binlerce milenyumluk evrimsel gelişmenin sonucudur ve bir zamanlar olduğu gibi bu gün de hayatı idame ettirebilmek, hayatta kalmak adına büyük önem taşır. Eğer yüzleri ve ses tonlarını okuyabilirseniz bir bebeğin neye ihtiyacı olduğunu anlayabilirsiniz. Sizden daha büyük, daha saldırgan olan erkeğin ne yapacağını önceden kestirebilirsiniz. Ve daha küçük olduğunuza göre mağara adamının – ya da adamlarının- saldırısı karşısında diğer kadınlarla birlik olmanız, birlik olabilmek için de onlarla bağlantı kurabilmeniz gerekir.

Eğer bir  kız çocuğuysanız, sosyal armoniyi koruduğunuzdan emin olmaya programlanmışsınızdır. Beyin için, yirminci yüzyılda artık bu kadar önemli olmasa bile, bu emniyet hissine sahip olmak ölüm-kalım meselesidir. Bunu, iki buçuk yaşındaki ikiz kız çocuklarında gözlemleyebiliyoruz. Her sabah kızlar birbirlerinin giysi dolabına tırmanıp asılı olan giysileri alıyorlar. Birinin pembe bir iki parçalı kıyafeti var ve diğeri de yeşil bir iki parçalı kıyafet giyiyor. Anneleri ne zaman birbirlerinin giysilerini giydiklerini görse kıkırdamadan yapamıyor – yeşil üstle pembe pantolon, pembe üstle yeşil pantolon. İkizler bunu kavga etmeden yapıyorlar. “Senin pembe pantolonunu ödünç alabilir miyim_ Daha sonra geri vereceğim. Sen de benim yeşil pantolonumu alabilirsin” genelde kurdukları diyaloga bir örnek. Eğer ikizlerden biri erkek olsaydı bu senaryo böyle olmazdı . Erkek çocuk giymek istediği tişörtü kapardı ve kız kardeşi onunla konuşmayı denese bile ilgilenmezdi . İşin sonunda kız kardeş , erkek kardeşinin iletişim yeteneği kendisininki kadar gelişmemiş olacağından göz yaşlarına boğulurdu.

Testosterona boğulmamış, östrojen hakimiyetindeki tipik kızlar uyumlu ilişkiler kurmaya ve kurdukları ilişkilerdeki ahengi korumaya özen gösterirler. Erken dönemlerinden itibaren barışçıl insan ilişkilerinden oluşan düzlemlerinde rahat ve mutludurlar. Çatışmalardan kaçınmaya çalışırlar çünkü bu onaylama, sevecenlik ve iletişim içinde olma ihtiyaçlarıyla çelişir. Kızların beynindeki yirmi dört aylık östrojen banyosuyla geçen bebek ergenliği dönemi iletişime dayalı soysal bağlar kurma isteğini daha da güçlendirir.

Deborah Tannen’in de işaret ettiği gibi, küçük çocuklarda cinsiyetler arasındaki konuşma farklılıklarını belirleyen beyindir. Tanen, 2 ile 5 yaşındaki çocuklarla yapılan deneyler sonucunda kızların genellikle toplu çalışmaya ve birlikte hareket etmeye yönelik cümleler kurduklarını tespit eder. Kızlar, aslında, bir sonuca ulaşmak için doğrudan ne yapmak istediklerini söylemeden başkalarını etkilemeyi çok erken yaşlarda öğrenirler.     Erkek çocukları da bu söylemin nasıl kurulacağını bilirler, isterlerse kendilerini benzer biçimlerde ifade edebilirler ama araştırmalar göstermektedir ki çoğunlukla bunu, bu yöntemi kullanmazlar. Bunun yerine gelende emretmeye yönelik bir dil kullanmayı tercih ederler. Tehdit ederler, arkadaşlarının yorumlarını dinlemezler, bağırırlar başkalarının konuşma denemelerini görmezden gelirler Oğlanlar bunu birbirlerine sürekli olarak yaparlar çünkü tartışma çıkmasından çekinmezler. Risk umurlarında değildir. Rekabet onların bir parçasıdır. Ve genelde kızlar tarafından yapılan yorumları ve söylenen sözleri duymazdan gelirler.


İki buçuk yaşına geldiğinde kızlardaki bebek ergenliği sona ere ve daha sakin bir döneme geçerler. Yumurtalıklardan gelen östrojen akımı geçici olarak kesilir, nasıl, bunu henüz bilmiyoruz. Ama östrojen ve testosteron akımlarının hem erkek hem de kız çocuklarda çocukluk dönemi boyunca çok düşük seviyede devam ettiğini biliyoruz –yine de kızlar erkeklere kıyasla 6-8 kat daha fazla östrojene tabi olurlar. Kadınlar “arkalarında bıraktıkları kız çocuğu”ndan söz ettiklerinde bahsettikleri genelde hayatlarının bu dönemidir. Ergenliğin tam zamanlı Rock’n Roll’undan önceki sakin dönemdir bu. Kızlar en yakın arkadaşlarına yürekten bağlıdır, erkeklerle oynamaktan fazla hoşlanmazlar. Araştırmalar bu durumun hemen her kültürdeki iki ila sekiz yaş arası kız çocukları için geçerli olduğunu göstermiştir.
.
Kızların sosyal sözsel ve ilişki kurma yetenekleri erkeklerinkinden yıllar önce gelişiyor. İletişime geçme ve ilişki kurma yöntemleri beyinlerindeki farklılıkların bir sonucu. Tipik erkek çocukları güreşmekten, dövüşmekten,arabalarla ilgilenmekten,kamyonlardan,kılıçlardan,silahlardan ve gürültülü –mümkünse patlayıcı- oyuncaklardan hoşlanıyorlar. Ayrıca başkalarını tehdit etme eğilimleri ve çatışmaya girme hevesleri iki yaşından itibaren başlıyor ve oyuncaklarını paylaşmaya da iletişim kurmaya da kızlar kadar hevesli değiller. Tipik kızlarsa tam aksine , sert oyunlardan hoşlanmıyorlar –eğer çok itişip kakışma olursa oynamayı bırakıyorlar. Elanor Maccoby’ye göre kızlar kendi yaşlarındaki erkekler tarafından çok fazla itilip kakıldıklarında –sadece eğleniyoruz- oyun alanından uzaklaşıp tercihen içinde oğlanların yer almadığı başka bir oyun bulmayı tercih ediyorlar.

Araştırmalar, kızların oyunlarının erkeklerinkine nazaran yirmi kat daha fazla herkesin sırayla oynadığı oyunlar olduğunu gösteriyor ve bu oyunlar genellikle sevecenliğe ya da iletişime, diğerleriyle bağlantı kurmaya dayalı oyunlar oluyor. Tipik kadın beyni bu davranış biçimini geliştiriyor. Kızların sosyal ajandaları oyunlarda da kendini gösterdiği gibi beyin gelişimleri tarafından belirlenmiş olan birebir ilişkiye dayanıyor. Oğlan çocuklarındaysa oyunlar insan ilişkileriyle değil oyunun ya da oyuncağın kendisiyle ilgili. Bu oyunlar aynı zamanda sosyal statü, güç alan savunması ve fiziksel güç gösterisi de barındırıyorlar.
oynamak istediğine dayandırılan bir popülerlik derecelendirmesi de içeriyordu. Küçük kızlar açık farkla kazandılar      Dişi primatlar üzerinde yapılan araştırmalar cinsel farklılıkların doğuştan geldiğini ve doğru miktarda hormon salgılarına gereksinim duyduğunu gösteriyor .Araştırmacılar çocukluk dönemindeki dişi primatlarda östrojen akınımı engellediklerinde dişiler, normal dişilerin gösterdikleri alanlara ilgi göstermediler. Üstüne bir de araştırmacılar dişi primat fetüslerine testosteron enjekte ettiklerinde, bu dişiler büyüdüklerinde diğer dişilerden daha saldırgan oldular. Bu insanlar için de geçerli. Her ne kadar kız bebekler üzerinde östrojeni durdurma yolunda deneyler yapılmayıp , insan fetüslerin testosteron enjekte edilmediyse de beynin bu şekillenişini ender görülen (yirmi bin çocukta bir )bir enzim bozukluğu olan “Congenital Adrenal Hiperplasia”(CAH)hastaları sayesinde bu etkinin insanlar için de geçerli olduğunu söyleyebiliyoruz.

CAH,fetüsün yüksek miktarda testosteron, saldırgan seks hormonu salgılamasına yol açar, adrenalin oranları hamileliğin sekizinci haftasından yani beynin kadın veya erkek beyni olarak şekillenmeye başlamasından itibaren yüksektir. Bu dönemde beyinleri testosteron a maruz kalan genetik dişilere bakacak olursak, bu kızların davranışlarının ve varsayımsal beyin yapılarının diğer dişilerinkiyle aynı olmadığını görürüz.Bu kızlar tipik ‘erkek fatma’lardır.
CAH çalışmaları testosteron akımının kızların beyninin normal şekillenmesini değiştirdiğini delillerle ortaya koyuyor. Bir yaşındaki CAH hastası kızlar kendi yaşlarındaki diğer kızlara kıyasla çok daha az göz teması kuruyorlar. Bu testosterona maruz kalmış kızlar, büyüdükleri zaman bebekleriyle oynamaktan ve prenses kıyafeti giymekten hareketli ve sert oyunlara, canavarlar ve aksiyon kahramanlarıyla ilgili canlandırmalara daha hevesli oluyorlar. Uzamsal testlerde aynı erkek çocuklar gibi diğer kızlardan daha başarılılar, sözel yeteneklerle ilgili davranış, empati, içtenlik gibi alanlarda yapılan ve kızların başarılı olduğu testlerdeyse geride kalıyor ve daha düşük puanlar alıyorlar. Burada ima edilen kadın ve erkek beyinlerinin sosyal  bağlantılar kurmalarının ve bu bağlantıların biçiminin sadece genlerle değil ama fetüsün beynine giden testosteron miktarıyla da doğru orantılı olduğu.

Cinsel merkezli davranışlarda kesinlikle en büyük rolü doğa oynar ama deneyim, pratik yapmak ve başkalarıyla karşılıklı iletişim nöronları ve beynin bağlantılarını şekillendirebilir. Eğer piyano çalmayı öğrenmek istiyorsanız pratik yapmanız gerekir.Her çalışmanızın ardından beyniniz bu aktiviteyle ilgilenmesi için daha fazla nöronu görevlendirir, en sonunda da bu nöronların izlediği özel döngüler oluşur, öyle ki piyanonun başına oturduğunuzda çalmak doğanızın bir parçası haline gelir

Beynin oluşmasındaki ilk unsur açıkça genler ve hormonla olmasın rağmen beynin şekillenmesi sürecinde ilerleyen noktalarda devreye giren, insanlarla ve çevreyle etkileşim gibi faktörleri de göz ardı edemeyiz. Annenin ya da bakıcının ses tonu, dokunuşu ve çocuk gerçekliğinin şekillenişini etkiliyorlar.
Bilim adamları hala doğanın bize verdiği beynin ne kadarının yeniden şekillendirilebildiğini tam olarak bilmiyorlar. Genel kanının aksine bazı araştırmalar kadın ve erkek beyninin çevresel etkenlerle farklı gelişimlere açık olduğunu gösteriyor. Ne olursa olsun, doğaya karşı çevre tartışmasını bir tarafa bırakmamız gerektiği ortada çünkü açıkça çocukların beyninin gelişiminde her ikisinin de rol oynadığı kaçınılmaz.

Doktora Soru Sor
Op. Dr. Yasemin Yıldız Yazan: Op. Dr. Yasemin Yıldız
Salı, 25 Ekim 2011 20:46

Takip 3858.

Konuyu Oyla

(1 Oy)

İlginizi Çekebilecek Konular